Sadece uzun ve keyifli geceleri seviyorum; aceleci, yarım kalan buluşmalarla işim yok. Küçükçekmece Gölü’nün sessiz kıyısında, Atakent’ten İkitelli’ye kadar uzanan geniş caddelerde, sabaha karşı sokak lambalarının soluk ışığı altında tenimin sıcaklığını sana vermek istiyorum. Odanın loşluğu, çarşafların tenime yapışan yumuşaklığı ve derin bir nefesle gelen gevşeme… Hepsi seninle şekilleniyor.
İster Halkalı’dan geçerken bir mola ver, ister Sefaköy’den kalkıp gel; gecenin en sakin saatlerinde kapıyı açtığımda sıcak bir vücut ve yumuşak bir kucak seni bekliyor olacak. Sabahın ilk ışıklarına kadar sadece ikimize ait, ağır çekim bir sıcaklık ve hiçbir şeyin aceleye getirilmediği bir zaman dilimi seni çağırıyor.
